24 Mart 2015 Salı

Bu Dünyadan Çekip Gitmeden Evvel, Gülümse!

Varsın olsun çocukluğunda gördüğün zulüm içine işlesin. Temelin acı ve sağlam, kişiliğin efkar ve gerçek olsun.
Hayatı olduğu gibi kabullenirken zaaflarını göstermekten eksik kalma; sana iyi bakanlara şükret, senden kötü bahsedenlere kitap hediye et.
Ne yaşarsan yaşa kin gütme, çünkü hayat organların için kısa, aklın için uzun bir yolculuk; onlara iyi bak, ve bakarken başkalarının da senin gibi olduğunu görmemezlikten gelme.
Hayatı iyi değerlendirebilmek adına dönüşü çabuk olacak yolculuklar yap; arkanda bıraktıklarını üzme, kendini onlardan üstün görme.
Tek gidişlik, ve dönüşü olmayan biletini yalnız yazı serüvenin için al; bir sabah yataktan Martin Luther gibi hayallerini bir kağıda yazarak kalk, aynı günün akşamında uykuya dalmadan evvel bir evsizin yoksulluğu içinde Tanrı'ya bir kağıt parçasında ne kadar aç olduğundan bahset.
Hayvanlara sarıl, onlarla sohbet et; çıkarttıkları seslere kulak as, onların güdülerinin hepimizden güçlü olduğunu unutma. Gelecekteki bir felaketin habercisi belki pencerenin önündeki karıncalar olacaktır, onları ekmek kırıntılarıyla beslemeyi kendine borç bil.
Doğanın sana en büyük armağanı olan ağaçları ve denizleri sev; ormanda çadır hayatının tadına bak, sonsuz mavinin kuytu köşelerinde balıklarla sırdaş olmayı dene.
Seveceğin bir işte, kimsenin hakkını yemeden çalışmaya gayret göster; insanlar seni adaletinle tanısın, yeri geldiğinde hatalarından dolayı sana itiraz da edebilsinler.
Küçükken yapmayı bildiğin en iyi şeyden, soru sormaktan çekinme; sorduğun sorular mantık çizgisinde, çevrene katkısı olacak bilmeceler olsun.
Ailene sarıl; metaforik anlamda değil, onları gerçekten kollarının arasına al; seni ninnilerle büyüten annenin kırışan ellerini öperken, her sabah hala genç bir delikanlı gibi koşuya çıkıp bacak ağrısından eve erken dönen babana onu ne kadar çok sevdiğini söyle.
Sevmeyi bil, ama sevilmenin değerini de hor görme; aşktan tutuşan kalbinin hep diri kalmasına dikkat et; onu ve rüzgarın sesini dinle, fakat aklına yatmayan gönül işlerinin içine kendini de başkalarını da atma.
İnsanların mutluluklarına saygı duy, onlara kötü gözle bakma, kıskançlığını törpüle ve kendin için doğru zamanı beklemekten vazgeçme.
Ne kadar haksızlığa uğrarsan uğra, kimseye karşı nefret duyma; sana kötü söz söyleyenlere karşılık bir avuç sessizlik ver, bu onları utandırmaya yetecektir, emin ol.
Hayata nerede ve nasıl başlamış olursan ol sen, sen olmaktan hiç çekinme; ve bu dünya da, sen de, hayal ettikçe var olacaksınız, bunu sakın unutma.


Lütfen sen de bu dünyadan çekip gitmeden evvel, bir kez olsun, gülümse!

1 Mart 2015 Pazar

Kral ve Düşünceler

Mor ve ötesi ışınlarda süt emmiş bebeklerdi onlar. Kiminin ismini çoktan unuttum, zaten çoğunu da ben tanıyamadan öldürdü kral.

Atları çok severdi iktidarsız adamlar; ve üzerlerinden inmeden susmayı bilmezlerdi bellek papatyalarımda dört nala koşan aciz ruhlar.

İçtikleri şarabın daha ilk yudumunda beliriverirdi kentin en güzel kadınları; bir üzüm çekirdeğinin tortusunu vicdanımdan gasp eder bir halleri vardı bana sorarsanız. Anlaşılmaz aşk şiirleri dilenirdi onlardan esmer sokakların hatırası; sadakalar hep bilindik bir iki mısra olurdu, kimine göre cevapların en alası.

Sorumsuz bir babanın soğuk avuçlarında can veren bebeklerdi onlar. Ne Beckett doğmuştu, ne de absürt tiyatrosu henüz o zamanlar.

Dilbilim kuramları bir çırpıda boğardı gençliğin haykıran tiz sesini; geçmişi sorgulayanlar hor görülür, geleceğe doğru daima ''Marş, ileri!'' kokardı kurallar.

Varlığın bir çırpıda sonlandırılması okutulmazdı Charlemagne'nın öğrencilerine; düşünen halk zora sokardı hükümdarın pahalı vazosunun bir kibrit çöpü bile etmeyen zihnini. Söyleyemedikleri sustururdu bir fikir suçlusunu tutulduğu zindanda; ve kendisinden altı saat uzaklıktaki ülkesini görmesini yasaklayanları her sabah gazetelerde gördüğünde, üst ranzadaki annesine ağlamaktan çekinirdi kitaplar soğuk bir Pazar gecesinin aldıramaz işgüzar nefsinde.

Ağlamayan, ve gözleri dolu bebeklerdi onlar. Ne adları yazıldı büyük puntolarla tarih defterlerine, ne de diz çöktü kundaktaki yaşıtları, süt kokulu hatıralarına.


Yalnız bir genç kadın hatıralarını bir bir sıralarken herhangi bir akşamın herhangi bir vaktinde; ölüme diz çöktü sırlarla dolu Sylvia, intihar kokan 58 doğumlu Marmara denizinde. Ve kendi kendine konuştuğu gecelerden birinde, istemsiz; ceza hak etmeyen cezalı çocukları andı, diz kapaklarının saati yanlış gösteren yorgun gölgesinin ıslak yenilgisinde.