Edip Cansever etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edip Cansever etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2014 Cuma

Bir Garip Otobiyografi

Ne zaman umutsuzluğa düşsem vapur sesleri yankılanır odamın içerisinde.
Oysa benim odam hiç renk görmemiş gri bir duvara bakar.

Anılarım şahlanır, dört nala koşup dururlar o duvardan bu duvara.

Sağımdaki taş kalıbı bana memleketi anımsatır, belki bu yüzdendir hep ona dönük uykuya dalışım.
Solumdaki, biraz benden uzak kalmakla birlikte, aşktır yıllar yılı. Elimle tutamadığım, gözümle göremediğim o duygu, her gece farklı renkler getirir başucuma.

Minik bir okuma lambam vardır. 6-7 yaşlarımda başlattığım gölge oyunu - laf aramızda - onunla hala devam eder durur.
Kimi geceler bir köpeğin kulakları olur parmaklarım, kimilerinde ise bir ailenin 5 ferdi.

Çalışma masam vardır benim de evet, şanslılardan bir tanesiyimdir fakat, pek kullandığım söylenemez. Masa başında oturup birşeyler karalamak aldatmacadan ibarettir kendimi bildim bileli. Onun yerine sahilde bir bankta bağdaş kurup sigaramı tüttürürken zihnimi denize daldırıp çıkartarak okumayı, yazmayı daha insanca bulurum. 

Masa başında duran sandalyemin üzerinde ikamet eder sırt çantam. Her mevsimin, her saatin bir başka konusu girer içinde yerini bulur; Edip Cansever'in Ruhi Bey'i ile Orhan Veli'nin Allı Pullu Gemiler'ini sırtımda taşımaktır hayata anlam katmak. 

Laf onlardan açılmışken, komşularım olduklarını belirtmeden geçemem. Birkaç adım öteye, Fatih Köprüsü'nü geçtikten sonra Aşiyan yollarına selam çakarım her gece. Fakat eminim şimdi satırları ve sarhoş gönülleri sızlıyordur, her sabah yürüyüş piyasasına çıkan botokslu sosyete hanımlarını yattıkları yerden gördükçe. 

Odama geri dönecek olursak, pek çoğunuzun da merak etmediği üzere, mavi bir koltuğum vardır hemen pencere önünde. Poyraz rüzgarının duvardan taşıp açan yeşilliklere tokat atışlarını seyrederken, hapishane türküleri mırıldanmayı severim kendi kendime.

Beni dinleyen bir dostum vardır birkaç zamandır. Dilsiz olmasından mıdır bilmem, beni dinlemekten başka şey gelmez elinden.
Söylediğim şeyleri anladığını karşısına geçip ağladığımda kafamı dağıtmam için icat ettiği oyunlardan tahmin ederim.
Bir garip köpektir bana umutsuz yaşanmayacağını öğreten. ''Tek derdimiz kemik olsun'' der, geçeriz monologdan oyuna.

Kitaplar... Veya Nazım Hikmet'in kadınlara seslendiği, ve şiirinde de yazdığı gibi ''Kadınlarımız'', yani ''Kitaplarım''. Yıllar yılı İstanbul'dan Brüksel'e, Ankara'dan Heybeliada'ya benimle seyahat eden yoldaşlarım. Hiçbirinden vazgeçmeyeceğim şairlerim, romancılarım, klasiklerim, absürt tiyatro yazarlarım, isyankar parizyenlerim... İşte bu vasıtayla odama giren adamlarla çok uç noktalarda aşk hikayelerim olmuştur. Ve her biri ile sevgili kaldığımız aşikardır. Örneğin, Zola (ilk görüşte aşk), Maupassant (seneler süren bir serüvenin giderek monotonlaşması), Hugo (zor aşk), Orhan Veli (çocukluk aşkı), Cansever (yanlış zaman yanlış insan), Ümit Yaşar Oğuzcan (liseli yarim), Can Yücel (küfürbaz sevgilim), ve daha niceleri. Dediğim gibi hepsi sevgililerimdir, ve her biri ile farklı zamanlarda değişik sohbetler gerçekleştirmişizdir. Kimi bira sever, kimi rakı, kiminin ise şarapsız ve ekmeksiz uyku problemleri vardır.

Uzun lafın kısası, benim de elbet rüyalarıma girer bu allı pullu gemiler. Ve ''hala tuzlu akar kanım, istiridyelerin kestiği yerden.''

26 Aralık 2013 Perşembe

İçimizde Hapsolan Ruhi Bey

''Mandolin sesi hiç bu kadar canımı yakmamıştı.''
''Ne dinliyoruz?''
''Vivaldi'nin G Minör'den Mandolin Konçertosu'nu. Organlarımın kazındığını hissediyorum. Ruhi, sen ne dersin bu konuda? Senden çalınanlar üzerine hissettirecek bir iki baş ağrısını daha bana lütfeder misin?''
''Yaşın kaç ki daha senin?''
''Ana rahmine düştüğümüz 9 ayı da sayıyor muyduk?''
''Sorduğun soruya bakılırsa biraz salak olmakla beraber henüz yolun başındasın.''
''Anlaşıldı, bugün de seninle anlaşamayacağız. Sevgili Ruhi! Bana kızdığını biliyorum, seninle hep dalga geçtiğimin farkına varmış olmalısın, sana bu ismi taktığımdan beri beni aşağılıyorsun.''
''Bilinçli davranmadın, beni bir kenara attın, yılların benden, dolayısıyla bizden her defasında bir şeyler kopartıp götürmesine izin verdin. Tembelsin, rahatına ve uykuna düşkünsün!''
''Edip Cansever'i sever miydin?''
''Konuyu değiştirme.''
''Sana da annemizi hatırlatmaz mı Cansever?''

Saklamışım anlaşılan
Odasında yapayalnız doğuran bir kadının
Dışa vurmak istemediği
Ya da pek gereksinmediği
O iniltiyi andıran
Duyurulmayan her şeyi.

''Aniden doğan ve aniden ölen anılardan hoşlanırdı Cansever. Onları bir kadının doğumuna benzetirdi.''
''Ne demek istiyorsun?''
''Bir anda var olup yine bir anda yok olan yaşanmışlıkları severdi.''
''Bana yine bir şeylerden kaçıyormuşsun gibi geliyor.''
''Cansever kaçardı.''
''Uyar'ı unutmaya mı çalışıyorsun?''
''Nasıl yani?''
''Daha önce Cansever'den bahsettiğine hiç şahit olmamıştım. Turgut Uyar'ın üzerimizde yarattığı etkiden mi kurtulmaya çalışıyorsun? Benden saklandıkça organların zarar görmeye devam edecek, bunu ne zaman öğreneceksin?''
''Ben zaten onu sevmemiştim.''
''Yalnızlığında ondan başka yüzüne bakan var mıydı? Sen değil miydin ona sarılan, beni de kendini de büsbütün ona doğru sürükleyen?''
''Canını yakarım, Ruhi.''
''Bana böyle hitab ederek ne Cansever'i ne de Uyar'ı cezalandıramazsın. Kendine yeni arkadaşlar edineceksen git Rimbaud veya Baudelaire oku, sen onları, onlar da seni anlayana kadar bir ömür geçer, ölmeden önce oyalanmış olursun hem, yeter ki artık beni hırpalamaktan vazgeç!''
''Sana küfür ederim, hem de hiç bilmediğin dillerde!''
''Aptal! Biz zaten beraber öğrenmedik mi her şeyi?''
''Bazen sen de yoktun Ruhi.''
''Hayır. Ben yokmuşum gibi hareket eden sendin. Ben senin bedeninin içinde hapis hayatı sürmeye devam ediyordum. Bir kez olsun beni dinlemedin. Sana söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki. Oysa sen tüm hayal kırıklıklarını, acılarını ve hüzünlerini benim üzerime bir ölü toprağı gibi sermeyi yeğledin. Yalnız beni değil, kendini de öldürdün.''

Sizinle görüşelim Ruhi Bey
Vaktim yok, vaktim yok
Ruhi Bey, görüşelim
Vaktim yok görüşmeye kimseyle
Ruhi Bey!
Kendimle bile, kendimle bile.


''Vakit çok geç.''