16 Ocak 2015 Cuma

Oltaya Takılan Rüya


Başıma bir denizanası yapışmış, o kıyıdan bu kıyıya sürüklüyor sert bir balıkçı eli bedenimi. Daha fazla su yutarsam nefesimin kesileceğini biliyorum; ancak son kez söz almalıyım balıklar meclisinde.  

Yanımdaki şişede bir derin mazi getirdim 1953'ün en hazin gecesinden; ay, denizi parlattığında yine yaşar mı mors alfabesi batan denizaltı ile birlikte? 

Sudan çıkartılan vücudumla birleşmiş yosun parçaları bana değen ellerin eseri değil oysa ki. Rakı sofrasında kurumadan evvel kaygan bir balık değil midir hayatın belirtisi?
 Sana vaktinde gelebilmek istedim bunca dalganın içinde, ancak güneş çoktan batmış olmalı şimdi flaması indirilen soğuk amiral gemisinin direğinde.

Hangi kıtaya ayak bastıysam sana dair hatıralar buldum kıyıda köşede; sarhoş olup şarkılar söyledik, deniz yıldızlarıyla kokunun izinde.
Ilık bir yaz sabahı Küba'da; kemirdiğim bir şeker kamışının ortasında beliriverdi tadın, ve de buz tutmuş bir kar tanesiydin bir başka vakit, Notre-Dame'ın penceresinde. 

Hangi denize yelken açtıysam bildim göğüs germeyi dalgalara, çünkü bir tayfanın avucuna doğru doğmuş kaderim, elinde tuttuğun pusulada. 

Yorgun bir deniz kaplumbağasının çaresizliği içinde soruyorum artık kendime; köpekbalığından kaçıp yırtık bir oltaya teslim olmak kaç balığın kaderinde? Ve son nefesimi verirken ben de, artık onlar gibi esir miyim bir balıkçının nasırlı ellerinde?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder