Demir parmaklıkların ardında bir adam.
Vücudunun ve zihninin sıcaklığı kelepçelerini eritmek üzere.
Odanın içinde dilediği gibi hareket edebiliyor.
Bir elinde kitap, diğerinde ise bir satranç taşı; içeride hür olduğu aşikar.
Dört tarafı demir parmaklıkla çevrili alanın dışında bir kız.
Uzaktan bakınca özgür gibi görünüyor.
Fakat yaklaşıldıkça fark ediliyor ki elleri adamın demir parmaklıklarına kelepçeli bir biçimde duruyor.
Kelepçesi buz tutmuş.
Kıpırdayamıyor.
Adam hararetli bir şekilde içeride volta atıyor.
Yürüyor, koşuyor, kızınca mekik çekiyor, özleyince şarkı söylüyor.
Kız ayakta durmaktan yorgun.
Yüzünün solgunluğu anlaşılmasın diye abartılı bir şekilde makyaj yapmış.
Bilekleri mosmor; ara sıra yüzü gözükmeyen bir infaz memuru yanına gelip kızın bileklerini kendi rengine boyuyor.
Demir parmaklı odanın ardındaki adam dışarıda olup bitenleri göremiyor.
Kız ise onun her hareketine şahit, fakat konuşursa kelepçelerin bileklerini daha da sıkacağını biliyor.
Demir canını yakıyor.
Bir anda bembeyaz bir martı konuyor koluna.
Gözgöze geliyorlar.
Martı, konduğu kolun ağrısını kıza unutturveriyor.
''Şimdi nereye uçacağını biliyorsun...'' diyor kız.
Anlaşıyorlar.
Ansızın adam kızın tam karşısında duruveriyor, ve parmaklıkları tutup dışarı bakıyor.
Denizi görüyor, yosunu kokluyor.
Rüzgar saçlarını geriye doğru savuruyor.
Gülümsüyor.
Kelepçenin bir zinciri daha atıyor.
Elleri biraz daha gevşiyor.
Dışarıdaki martı bir çırpıda içeri giriveriyor.
Parmaklıkların ardından geçerken bir kanadı kırılıyor.
Martı artık uçamıyor.
Kız da adam da martıya bakıyorlar.
Adam onu avuçlarının içerisine alıyor.
Onu öpüyor, kokluyor, ve kırılan kanadını bir bez parçasıyla sarıp sarmalıyor.
''Artık ikimiz de yaralıyız.'' diyor.
Kızın gözünden bir damla yaş akıyor.
Odanın içi loş bir kırmızıyla karartılıyor; sahnede bir martı.
Sahnede bir martı, bir adam.
Sahnede bir martı, bir adam, bir kız.
Uykuya dalıyorlar.
Bir o kadar ayrı, bir o kadar birlikte.
Adam uykuya hürriyetle dalıyor.
Kız rüyasında tutsaklığı görüyor.
Martının tek düşündüğü deniz.
Uykunun en derin yerinde, odanın içerisinde ışıklar yanıp sönmeye başlıyor.
Sükunetin ve uykuya dalmadan önceki soru işaretlerinin yerini büyük bir gürültü alıyor.
Martı yerinden fırlıyor. Odanın içinde dört dönüyor. Uçmak istiyor, uçamıyor, güçlü gagasıyla kulağı rahatsız edecek derecede anlaşılmaz sesler çıkartıyor.
Kız yerinden sıçrıyor. O sıçramayla bileklerini tutan kelepçeler canını bir kez daha yakıyor. Avaz avaz bağırıyor. Adamın kendisini farketmesi için başını demirlere vurup ses çıkartmaya çabalıyor.
Kaos ortamında adam martıyı tutar tutmaz bir türkü mırıldanmaya başlıyor.
Kız, adamın martının başında gezdirdiği parmaklarını kendi başında hissediyor.
Ve adamın ninnisini dinlerken yeniden uykuya dalıyor.
Ortalığı bir lodos esintisi alıp götürüyor.
Perde, adamın gülümseyerek mırıldandığı sözlerle kapanıyor.
